Meksika bir çete cenneti ama aynı zamanda turistlerin oyun bahçesi. Devletin gücünü kötüye kullanması, yasadışı göç ise ülkenin diğer yüzleri. Aslında hepimiz kendi ülkelerimizdeki kötülüklere karşı kör değil miyiz?
E-posta kutumdaki haberlerin özetine bakarsanız, "Meksika= Çete Cenneti"ni görürsünüz. Burada çok açık bir gerçek var. Birkaç gün önce, Meksika'nın en büyük ikinci şehri Guadalajara'nın merkezinde 26 ceset bulundu. Ülkedeki kriminal üstünlüğe karşı acımasız mücadelenin son kurbanları...
Hükümetin uyuşturucu tüccarlarına karşı operasyon başlattığı 2006 Aralık'tan beri 40 binin üzerinde Meksikalı öldü. Hükümet, cesetlerin çoğunun diğer çeteler tarafından öldürülen suçlular olduğunu söylüyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ise farklı bir yorum getiriyor: "Meksika= Devletin Gücünü Kötüye Kullanması". HRW birkaç hafta önce, Meksika hükümetinin operasyonlarının "öldürme, işkence ve güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen diğer ihlallerde ciddi bir artışla sonuçlandığını" açıkladı. Bu rapor, ülkedeki ölümlerin ana nedeninin kriminal çetelerdense, Meksika hükümeti olduğunu ortaya koyuyor.
HRW'nin raporuna dayanarak, Meksikalı aktivistler yakın zamanda Uluslararası Yüksek Mahkeme'ye aynı uyuşturucu kartelleri gibi insanlığa karşı suç işleyen Meksika hükümetinin de araştırılması talebiyle başvurdu.
Amerika'da ise Meksika'yla ilgili üçüncü bir yorum mevcut: "Meksika= Yasadışı Göç". Bu görüş de doğru. Amerika/ Meksika sınırını geçmeye çallışan Meksikalılar dalgası durulsa da, birçok sıradan Meksikalı hala kuzeye doğru bir yolculuk niyetinde.
Örneğin iki hafta önce bir arkadaşım aracılığıyla tanıştığım ailesi Teksas kökenli genç bir erkek, insan kaçakçılarına onu sınırdan geçirmeleri için 3000 dolar ödedi.
Dördüncü ve daha iyimser bir görüş için ise Google'a "Mayan Riviera" kelimelerini yazın. Yüzlerce kişinin "Meksika= Turistlerin Oyun Bahçesi" dediğini keşfedeceksiniz. Şaşırtıcı bir şekilde bu doğru.
Yakın zamanda ailemle Cancun bölgesinde bir tesiste dört gün kaldım. Vaktimi kumsalda, çocuk havuzlarında ve barbekülerde geçirdim. Tek şikayetim gece geç saatte yüksek desibelde müzik çalınmasıydı.
Bu dört Meksika'yı (Çete Cenneti; Devletin Yaptığı İhlaller, Yasadışı Göç ve Turistlerin Oyun Bahçesi) dışardan bakan birçok kişi görebilir. İçerdeki görüntü ise doğal olarak daha karmaşık.
Örneğin, ailemln ve benim şu an yaşadığım, Meksika'nın seçkin semtlerinden Polanco'yu ele alalım. Şehrin bu zengin bölümünde (bir hizmetçi ordusuyla birlikte) üst-orta sınıf Meksikalılar yaşıyor. Polanco sakinleri diğer Meksikalarla içiçe değil. Cancun'u ziyaret ediyor, kuzeye seyahatleri her zaman yasal yollarla yapıyorlar. Sokaklarda suç ve şiddet yok.
Çalıştığım araştırma enstitüsünü ele alalım, Centro de Investigacion y Docensias Economicas. Profesörlük maaşları iyi, ortam huzurlu. Meslektaşlarımın birkaçı zengin, ama diğer birçok Meksikalı gibi konforlu, orta sınıf bir hayat sürüyorlar. Çocukları ne çete üyesi, ne asker, ne de göçmen.
Bu kadar farklı dünyaların birarada varolması sosyolojik bir mucize. Yıllardır savaşta olan toplumlar üzerine çalışıyorum ve bu kadar çeşitli gerçekliklerin bu kadar doğal bir şekilde yan yana varolabilmesi beni her zaman hayrete düşürüyor.
Korkunç şiddet hikayelerini okurken bu farkı dünyalar arasında gidip gelmek, inanılmaz bir şekilde eğitici. Daha önce böyle paralel dünyalar görmüştüm ama yeni bir mekanda bu fenomeni yeniden keşfetmek her seferinde şok etkisi yaratıyor.
Meksikalılar, bu çoklu dünyaları sorgusuz sualsiz kabulleniyor, heryerde insanların yaşadıkları ülkeyi kabullendiği gibi.
Sosyal patolojiler Meksika'dakinden farklı olsa da, Amerika'da da durum aynı. Amerika'da zenginler fakirlerden habersiz, beyazlar siyahları ve herkes mahkumları ve yerli halkı görmezden geliyor. Tüm bu çeşitli gerçeklikleri göz önünde bulundurduğumuzda, farklılığı algılama yeteneğimiz kaçınılmaz olarak zayıflıyor. Zamanla, liberallerin iyi niyeti bile karmaşık ve bazen çirkin olan Amerika gerçeğini unutmaya meğilli hale geliyor.
Yine de, farklılığı algılama yetimiz yurtdışına seyahat ettiğimizde sihirli bir şekilde geri kazanıyoruz. Bu yeni çevredeki gözlemlediğimiz çelişkilerle hayrete düşüyor, daha iyi durumda olanların diğerlerinin acısını görmezden geldiğini görünce irkiliyoruz.
Yurtdışından Amerika'ya gelenler de burada bizim göremediğimizi görüyor; parçalanan altyapı, derin eşitsizlikler, ırkçılık ve şiddet gibi. Biz onların ülkelerine gittiğimizde ise, onların görmediği korkunç sahneleri görüyoruz. Onların acımasız ve umursamaz olduğunu düşünüyoruz. Onlar da bizim için aynı şeyi düşünüyor.
Aslında hepimiz kendi ülkelerimizdeki kötülüklere karşı kör değil miyiz? (JR/ÇT)
* Bu yazı 11 Aralık'ta Open Democracy sitesinde yayınlandı.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN